Aylık arşivler: Şubat 2012

Bir Bilen ile Antakya Gezisi

Antakya şehri anlatmakla bitmez derler Antakyalılar sadece yaşanır diyorlar. Biz de bugün bu şehri bir Antakyalı olan bir insandan dinleyeceğiz.
Bir yabancı ilk kez bu şehre geldiğinde nereden başlaması gerekir gezmeye sorusuyla başlıyoruz mülakatımıza…
Arkeoloji müzesini gezmek gerekir, burası dünyanın sayılı müzelerinden biridir, en büyük eseri Mozaikleridir, Dünya da ikinci sırayı alır.
Antik çağ da Kahire ve İskenderiye’den sonra üçüncü yerleşim merkezidir. O dönemden kalma bir çok eserler bu Müzede sergilenmektedir. Eğer tarihi seven biriyseniz ilk uğrayacağınız yer burası olmalıdır.

antakya arkeloji muzesi

antakya arkeloji muzesi


Buradan çıktıktan sonra Antakya da ikinci durağımız neresi olmalıdır?
Habib Neccar Dağı eteğinde bulunan eski adı Silpius Dağının batısında bulunan 13 metre çukurluğunda kayalara oyulmuş, 9,5 metre genişliğinde bir mağarada bulunan, Dünyanın ilk kilisesi Saint Pierre bulunmaktadır. Antakya merkezden 2 km uzaklıkta, Reyhan’lı yolu üzerindedir. İsa peygamberin baş havarisi olan Azizi Petrus tarafından yapılan bir mağaradan oluşmuş bir kilisedir.İsa peygambere inanan insanların gizlice ibadet ettikleri ,Dünya’nın ilk kilisesidir.Girişte,tabanda günümüze kadar intikal etmiş taban mozaikleri bulunmaktadır.Karşıda sol köşede bir insanın sürünerek geçebileceği bir delik bulunmakta,bu delik bir kaçış yolu olarak kullanılmıştır.
Özellikle ibadet esnasın da bir kaçış yolu olmuştur. Sağ köşe de yukarıdaki kayalardan sızan ve o zaman kutsal sayılan bu su ,bir çukurda toplanıp vaftiz törenlerinde kullanılmıştır.
Şifa niyetine kullanan insanlarda vardır günümüzde. Kilisenin dış duvarı zaman içerisinde Romalılar döneminde yapılmıştır. Günümüze gelesiye kadar birçok onarımdan
Geçmiştir. Vatikan tarafından hac yeri ilan edilmiş, her yıl Antakya’ya Hıristiyanların buluşma noktası olmuştur.200 metre ilerisinde kaya üzerine oyulmuş, Cehennem kayıkçısı denilen bir insan sureti figürü vardır.Bizans döneminde şehre yayılan veba salgınından insanları koruma amaçlı yapıldığı bilinmektedir.
Sen pier kilisesi

Sen pier kilisesi


Şimdi burdan çıktıktan sonra bizi nereye götüreceksiniz?
Yolculuğumuz şehir merkezine olacak ve oradaki gezilecek yerleri anlatacağım. Biz de seve seve sizi dinliyoruz. Önce karnımızı doyuralım, gezmeye devam ederiz.
Kurtuluş caddesinde bulunan, ismini suveyka denilen yerden alan, Suveyka denilen lokantaya gidelim, bu lokanta yöresel yemekleri ile ünlüdür. Burası tarihi dokusu korunarak restore edilmiş,eski bir Antakya evidir. Antakya insanlarının karakteristik özelliği olan sıcak kanlı davranışlarıyla karşılandık. Garsonlar bize hemen bir yer gösterdiler,
hemen yöresel mezeleri içeren yiyeceklerle masamızı donattılar. Bunların adları muhammara (cevizli biber), humus (nohut ezmesi),fava(bakla ezmesi), kekik salatası, zeytin ufalaması, çoban salatası geldi. Sofrayı görünce karnımızın açlığı bin kat arttı, hemen yemeye koyulduk, ana yemek gelmeden karnımız nerdeyse doymuştu.
Ana yemek olarak oruk, kağıt kebabı, sini kebabı, aşure, keşkek geldi. Çok lezzetli yemekleri yedikten sonra, ben merakıma yenilerek oruk yemeğinin tarifini istedim.
Oruk içli köftedir. İçli köfteye Antakya’da oruk denirmiş.
Malzemeleri, bulgur, dışı için yağsız dana eti, salça, baharatlardan oluşan bir köfte hazırlanır. İç malzemeleri için koyun etinden kıyma, soğan, ceviz içi, baharatlardan kimyon, karabirer
konulur, bol yağa ile kavrulur. Yoğrulmuş olan dış köfte bir parça elimize alınarak yuvarlanır, daha sonra baş parmakla delik açılarak ince olmasına dikkat edin. Bu yuvarlak
köfteye iç hazır konur, daha sonra oval bir şekilde kapatılır. Suda yada yağda kızartılır. Fırındada pişirilir isteğe göre. Yemeklerimizin üzerine olmazsa olmaz tatlımız künefemizi de bir güzel yedik.Kahvelerimizi başka bir yerde içmek üzere bu yerden ayrıldık.
Habibi neccar camii

Habibi-neccar-camii